Dijital Miras Nedir?

Özellikle bilgisayar, telefon vb. akıllı cihazların gelişimiyle birlikte 1990’lı yıllardan bu yana teknoloji ve bilişim dünyası hem toplumsal hem bireysel açıdan oldukça önemli değişikliklere yol açmaktadır. Kişilerin benliğiyle ve sosyal çevresiyle kurduğu ilişki biçimlerinin tümünü dönüştüren bu olgular hukuki açıdan da son yılların temel tartışması olmuştur. 2000’li yıllarda internete erişimin bir hak olup olmadığı hususu bu tartışmaların odağı haline gelmiş, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin 2016 yılında verdiği “İnternet erişimini engellemek insan hakkı ihlalidir” kararıyla birlikte söz konusu tartışmada ciddi bir aşama kaydedilmiştir. İnternete erişim evrensel hukuk değerleri bakımından da temel bir insani hak olarak tanınmaktadır.

İnsanlık tarihine baktığımızda canlıların doğum ve ölümlerinin her zaman çeşitli seremoni ve kurallarla düzenlendiğini görürüz. Miras Hukuku bu bakımdan diğer birçok hukuk dalından çok daha köklü ve renkli bir tarihe sahiptir. Bilinen en eski hukuk düzenlerinden biri olan Roma Hukuku’nu incelediğimizde insanların öncelikle bu değerlerle ilgili hukuk kurallarını düzenlemeye çalıştığını açıkça görürüz.

Türk Hukuku bakımından miras, Medeni Kanun içinde düzenlenmiştir. Dijital miras kavramını inceleyebilmek için öncelikli olarak Miras Hukuku kavramlarına hakim olmamız gerekiyor.

KAVRAMLAR

  1. Miras Hukuku Bakımından Kavramlar:

Miras, bir kimsenin ölümü ile mirasçılarına aktarılan özel hukuk ilişkilerinin tümünü ifade eder, Medeni Kanunumuzda bu kavram “malvarlığı” olarak ifade edilmiştir. Hemen belirtelim ki malvarlığı ile ifade edilen olgu aslında “tereke”dir. Malvarlığı çoğunlukla kişi hayattayken kullanılan bir kavram olduğu için tereke aslında ölenin malvarlığına eşit bir kavram olarak kullanılmaktadır.

Mirasbırakan, kendisine ait özel hukuk ilişkilerinin düzenlendiği kişidir, mirasçı ise söz konusu özel hukuk ilişkileri üzerinde külli halef sıfatıyla hak sahibi olan kişidir. Külli halef malvarlığının bütününü yani hem aktifini hem pasifini ifade eder. Belirtelim ki bu husus Alman Hukuku’nda tartışmalıdır. Alman Hukukçusu Escher, Alman Medeni Kanunu “Bürgerliches Gesetzbuch” 1922.maddesine göre malvarlığına miras hukuku bakımından pasiflerin katılamayacağı yönünde  yorum yaparken Kipp ise aynı kanunun 967.maddesinden hareketle tereke kapsamına borçların da girdiğinin açık olduğunu söylemektedir.

Tereke Türk Medeni Hukuku bakımından ayrılamaz bir bütündür. Dolayısıyla mirasçılara da bir bütün olarak intikal eder ve her mirasın en az bir külli halefi vardır. Yani teknik olarak Türk Medeni Hukuku bakımından mirasçısı olmayan bir tereke söz konusu olamaz.

MK 575 hükmünün ilk cümlesi, “Miras ölümle açılır” demekte; aynı maddenin 2.cümlesi ise, mirasbırakanın sağlararası kazandırmalarının mirasın geçmesi ile ilgili kurallara tabi olmaları halinde terekenin ölüm anındaki haline göre değerlendirilebileceğini yazmaktadır. Hukuki olarak ölüm anı gerçek kişilerde kişiliğin sona ermesi olarak kişiler hukuku bakımından ele alınmaktadır. Genel olarak kabul gören anlayış, kişinin beyin fonksiyonlarının geri dönüşsüz şekilde kaybolması ile kalbinin durmasının birlikte gerçekleştiği anı ölüm anı olarak kabul etmektedir. Ölüm anı miras hukuku bakımından önem taşır, bazen süre olarak küçük oynamalarla kişilerin paylarına düşen tereke büyük değişimlere uğrar. Yine MK 576 hükmü “Miras, malvarlığının tamamı için mirasbırakanın yerleşim yerinde açılır” demektedir. Belirtelim ki kanunun mirasın açılması ile yeri ile kast ettiği miras sebebiyle sahip olunan hakların ileri sürülmesi için ve çıkacak uyuşmazlıkların çözülmesi için açılacak davaların yeridir.

Türkiye’de yaşayan bir kişinin dijital mirası söz konusu olduğunda tereke yurt dışında olacağından Uluslararası Özel Hukuk da ödev konumuzun bir parçası olacaktır.  Bu sebeple ilgili hukuk dalının temel kavramlarını da incelemeliyiz.

  1. Uluslararası Özel Hukuku Bakımından Kavramlar:

Öncelikle belirtmek gerekiyor ki Uluslararası Özel Hukuk özel hukukun hem en karmaşık alanlarından biridir. Gün geçtikçe ülkesel sınırların kalkmaya başladığı ve tüm değerlerin evrenselleştiği bir dünyaya doğru hızla ilerliyoruz. İnsan ilişkilerinin bu kadar geçişli olduğu bu yeni dünyada Uluslararası Özel Hukuk’un da sınırlarının genişlemeye başladığını görebiliyoruz. Ancak hukukun yerel özelliklerinin baskınlığı sebebiyle bu gelişim teknolojik ataklar kadar hızlı olmuyor.

Belirtelim ki uluslararası özel hukuk ilişkilerinin çok önemli bir kısmı bakımından doğrudan tatbik edilebilecek maddi hukuk kaideleri bulunmaz. Örneğin “Uluslararası Medeni Hukuk” mevcut değildir. Ülkelerin kültür ve geleneklerinin birbirinden çok farklı özellikleri olduğu göz önünde bulundurulduğunda böyle bir hukukun oluşmasının kolay olmadığı da gözükmektedir. Dolayısıyla uluslararası karakterli özel hukuk ilişkilerine baktığımızda çok az bir kısmını doğrudan düzenleyen maddi hukuk kaideleri bulunmaktadır. Bu noktada Uluslararası Hukuk kanunlar ihtilafı kurallarını geliştirmiştir.

Türk Hukukunda, kanunlar ihtilafı kuralları 5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’da düzenlenmiştir. Kanunlar ihtilafı kuralları yabancı unsurlu özel hukuk ilişkilerini doğrudan düzenlemez, sadece bu hukuki ilişkilere tatbik edilecek maddi hukuku gösterir. Bu sebeple kanunlar ihtilafı kaidelerine bağlama kuralları da denmektedir.

Belirtelim ki dijital miras konusunu ele alırken genel hatlarıyla bilmemiz gereken bir hukuk daha vardır ki o da Bilişim Hukukudur.

  1. Bilişim Hukuku Bakımından Kavramlar:

Günümüzdeki teknolojik gelişmeler bir üst başlık olarak Bilişim Hukuku’nun gelişmesine sebebiyet vermiştir. Bilişim Hukuku kişilerin bilişim aracılığıyla kurduğu ilişki biçimlerini hukuki olarak düzenler. Sadece kısa bir an için işyerindeki arkadaşlarımızla, ailemizle, sevgililik ilişkilerimizle, okul arkadaşlarımızla ve sosyal çevremizin tümüyle kurduğumuz ilişkileri dahi düşündüğümüzde teknolojinin aramızdaki bağı ne denli belirlemekte olduğunu görebiliyoruz.

İşte bilişim ağlarının hayatımızı hızla sarması bir başka kavramı hukukun bir parçası haline getirmiştir; bilişim etiği. Elbette her hukuk dalının insan davranışını inceleyen felsefe dallarıyla birebir bağlantısı vardır. Ancak Bilişim Hukuku’nda bu etik değerlerin hızlıca ön plana çıkmış olması şaşırtıcı gelmemelidir. Bilişim Hukuku’ndaki hukuki ilişkilerin yayılma hızı diğer hukuk dallarındaki hukuki ilişkilerin yayılma hızından oldukça fazladır. Tam da bu sebeple bilişim etiği sıkça tartışılan bir kavram olmuştur. Computer Ethics Institute tarafından geliştirilen bilgisayar kullanım etik değerlerini oluşturan 10 temel ilke şu şekildedir;

  1. Bilgisayar başka insanlara zarar vermek için kullanılamaz.
  2. Başka insanların bilgisayar çalışmaları karıştırılamaz.
  3. Bilgisayar ortamında başka insanların dosyaları karıştırılamaz .
  4. Bilgisayar hırsızlık yapmak için kullanılamaz.
  5. Bilgisayar yalan bilgiyi yaymak için kullanılamaz.
  6. Bedeli ödenmeyen yazılım kopyalanamaz ve kullanılamaz.
  7. Başka insanların bilgisayar kaynakları izin almadan kullanılamaz.
  8. Başka insanların entelektüel bilgileri başkasına mal edilemez.
  9. Kişi yazdığı programın sosyal hayata etkilerini dikkate almalıdır.
  10. Kişi, bilgisayarı, diğer insanları dikkate alarak ve saygı göstererek kullanmalıdır.

Bilişim Hukuku’nun Türkiye’deki gelişim seyrine bakacak olursak çift karakterli bir

oluşum görürüz. Bilişim Ceza Hukuk TCK içinde 243-246. Maddelerde düzenlenmiş olsa da daha birçok başkaca maddede bilişim yoluyla suçun işlenmesinin cezai sınırları çizilmiştir. Bilişim Hukuku’nun bir başka karakteri ise 5651 Sayılı İnternet Kanunu’nda ortaya konmaktadır. Söz konusu kanun Bilişim Hukuku’nun teknik kavramlarını adlandırmaya çalışarak bilişim ağlarının denetimini devlet bünyesinde kurumsallaştırmaya çalışmıştır. Bu durum Türkiye’de internet özgürlüğünün sınırlandırılmasına defalarca kez hizmet etmiş, Birleşmiş Milletler’in insan hakkı ihlali saydığı internete erişim hakkının ihlali defalarca kez yaşanmıştır.

DİJİTAL MİRASIN HAYATIMIZDAKİ YERİ

  1. Neler Dijital Mirası Oluşturmaktadır?

Öncelikle nelerin dijital mirası oluşturabileceğine dair kısa bir sınıflandırma yapmaya çalışalım;

  • Facebook, Twitter Instagram, WhatsApp gibi iletişim servisleri
  • Çevrimiçi bankalarda hesaplar, profiller, şifreler, malvarlıkları ve ödeme hizmetleri
  • Oyunlar, resim düzenleme programları yada İcloud vb. anıları yedekleyen yazılımlar
  • Çevrimiçi mağazalarda müşteri hesapları, sistemler, e-kitaplar, abonelikler vb. hizmetler
  • Akıllı telefonlar, sabit sürücüler, tabletler vb. araçlar

Görüldüğü üzere sadece yukarıda saydığımız alanlar dâhil yaşamımızın önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Söz konusu dijital terekenin kişinin ölüm anının gerçekleşmesiyle birlikte kime/nasıl miras kalacağı temel bir soru olarak önümüzde dururken terekenin paylaşılmasının kişilik haklarını ihlal edip etmeyeceği en büyük tartışma konusudur.

Dijital miras konusunun tüm dünyada tartışılmasını sağlayan davalardan biri Almanya’da gerçekleşmiştir. Simone W.’nin kızı bir süre önce gara girmek üzere olan bir trenin altında kalarak hayatını kaybetti. Olayın intihar olup olmadığını araştırmak isteyen aile, Facebook sosyal medya platformuna başvurarak genç kadının Facebook hesabına erişim talep etti ancak Facebook bu talebi gizlilik ilkesi gereğince reddetti. Bunun üzerine aile mahkemeye başvurdu. Mahkeme Facebook lehine karar verince aile davayı Federal Mahkeme’ye götürdü. En son duruşması 14 Şubat 2018’de görülen mahkemede temelde iki görüş çatışıyor; mahkeme ailenin varis sayılarak ölümün aydınlatılması adına erişime izin mi verecek yoksa kişisel verilerin korunmasının üstünlüğünü önceleyerek bu yolu en baştan mı kapatacak.

  1. Dijital Mirasta Çatışan Hukuki Değerler

Belirtelim ki ölen bir kişinin terekesinin külli intikali aynı zamanda mirasçısının hakkını oluşturmaktadır. Öncelikle dijital mirasta terekenin yukarıda saydığımız başlıklardan oluştuğu düşünülürse şu çok açıktır ki söz konusu malvarlığı maddi bakımdan çok manevi bakımdan değer taşımaktadır. Ancak burada ilk akla gelen soru şudur; bir kişinin kurduğu ilişki ağının neredeyse %90’ının bilişim ağları üzerinden gerçekleştiği göz önüne alındığında söz konusu tereke o kişinin tüm kişilik hakları anlamına gelmektedir. Peki, yukarıdaki mahkeme örneğinde olduğu gibi bir ölümü aydınlatmak için maddi gerçekliğe ulaşmak bakımından kişilik hakları ihlal edilebilir mi? Eğer bu yönde bir karar çıkar ise, Facebook vb. platformlara başvuran her bireyin ölen bir yakını ile ilgili o kişinin belki de bilmesini istemeyeceği ve tercih etmediği bilgilere sahip olmasının ölen kişinin anı hakkına saldırı anlamına gelmeyecek midir?

Kişilik hakkı Türk Medeni Kanunu’nun 24-25 maddelerinde açıkça düzenlenmiştir. Kişilik hakkı, kişilerin sadece var olmaları sebebiyle tanınan, dolayısıyla kişiye sıkı sıkıya bağlı olan, hukuk düzeni tarafından korunan yaşam, vücut bütünlüğü, sağlık, onur ve haysiyet, özel hayat gibi kişisel değerler üzerindeki hakları olarak genel kabul görmüştür.

Bununla birlikte yukarıdaki somut olay düşünüldüğünde bir ailenin çocuklarının ölüm sebebinin intihar mı kaza mı olduğunu belirlemeye çalışması gayet olağandır. Ceza Hukuku bakımından da maddi gerçekliğe ulaşmaya çalışılması kamu yararı açısından gereklidir. Hukukun birçok alanında olduğu gibi dijital mirasın düzenlenmesi bakımından da hangi hakkın üstün olması gerektiği – yada haklar bakımından bir hiyerarşinin söz konusu olup olamayacağı – zıt görüşlerin çarpışmasıyla zaman içinde yanıtlanacaktır ancak tartışma hiçbir zaman sonlanmayacaktır.

  1. Dijital Mirası Düzenlemek İçin Yol ve Yöntemler Neler Olabilir?

Gün geçtikçe dijital verilerin artacağı düşünüldüğünde açıkça görülüyor ki dijital miras konusunda da tıpkı Uluslararası Ticaret Hukuku’nda olduğu gibi ortak kaidelerin belirlenmesi zaruri bir ihtiyaç haline gelecektir. Uluslararası hukuk alanlarında temel sözleşmeler yer alır ve bu temel sözleşmelere taraf olan ülkelerin tümü bu kaidelere uymak konusunda taahhüt verirler. Dijital miras konusunda da gerek Birleşmiş Milletler gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi emsal olacak düzenleme ve kararlara adım atabilir. Böylelikle bu konudaki karmaşıklık asgari düzeyde de olsa düzenlenmiş olacaktır.  Bu konuda yeterli bir sözleşme var olduğunda tereke başka bir ülkede olmasına rağmen o terekeye nasıl ulaşılabileceği konusu kolaylıkla çözülecektir. Sosyal platformların verilerinin ağırlıkla bulunduğu ülkeler bellidir. Verilerin paylaşılması konusunda bu ülkelere etki edebilecek tek güç bu konuda evrensel bir tutumun oluşmasıdır.

Bununla birlikte kendi dijital mirasımız için dünya genelindeki düzenlemeleri beklemeden adım atabiliriz. Örneğin internet profillerimize dair bir liste yapabiliriz. Bu listede şifrelerimiz de yer alır. Söz konusu listeyi vasiyetname ile kalmasını istediğimiz kişiye ulaştırabiliriz. Eğer vasiyetname ile uğraşmak istemiyorsak e-postalarımız ile ilgili bir yöntem uygulayabiliriz. Bilindiği gibi e-posta sahibi olabilmek için üyelik yaptırırken imzaladığımız sözleşmede varislerimizin bu e-posta adresine ulaşabileceğini kabul ediyoruz. E-postamızın içinde internet üzerindeki diğer profil ve şifrelerimizin yer aldığı bir taslak bırakır isek mirasçılarımız söz konusu verilere ulaşarak terekenin kimde kalacağını kararlaştırabilirler.

Görüldüğü üzere dijital miras konusu henüz yeni yeni tartışılmaya başlamış, teknolojik gelişimin hızının oldukça gerisinde kalmıştır. Unutulmamalıdır ki hukuk, insanların yaşayış biçimiyle doğru orantılı olarak uyuşmazlıklara çözüm bulmakla mükelleftir. Bu sebepledir ki dijital miras konusunda hem ülke hem dünya genelinde tartışmaların tüketilmesiyle bir ortaklaşmaya varılması elzemdir.

Stj. Av. İlke Acar

İnternet ve Bilişim HukukuMiras Hukuku

bilişim hukukudijital miraskişisel verilerin korunmasımirasçılar profilime bakabilir miöldükten sonra mailime girilebilir mi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


İletişime Geç
close slider

WhatsApp chat