İnternet Özgürlüğü ve Sansür

1.İnternet Özgürlüğü Kavramı Ne Demektir?

Öncelikle belirtmeliyim ki “internete erişim özgürlüğü” yerine “internet özgürlüğü” kavramını kullanmanın, internetin hayatımızdaki yerini tanımlayabilmek adına daha açıklayıcı olduğunu düşünüyorum. Öyle ki sağlık, ulaşım ve eğitim gibi insanların temel ihtiyaçlarıyla alakalı hakları tanımlarken “erişim” kelimesini kullanmıyoruz. Çünkü insanların bu haklara erişme olanakları çoğunlukla şartlarla ilgili olmaktadır. Oysa hak ve özgürlüklerde erişim söz konusu değilse bile kavramsal olarak varlığı ve olması gerektiği dile getirilmelidir. Bu açıdan “internet özgürlüğü” kavramı daha açıklayıcıdır.

Günümüzde hayatımızın hızla değişimini sağlayan temel faktör; teknoloji. “Hayvanlardan Tanrılara Sapiens” isimli kitabın yazarı Yuval Noah Harari; insanın tarih boyunca iki temel fonksiyonu olduğunu; bunlardan birinin üretim, diğerinin askeri olduğunu dile getirmiş, bilim insanlarının son dönemde yeniden tartıştığı bir sav olmuştur. Gerçekten de insanlık tarihi boyunca kendi yaşamının sürdürülebilirliği için hem bir şey üretmek hem de savunma yapmak zorunda kalmıştır. Ancak son yıllarda gelişen teknolojiyle üretim ve savunma alanlarının dâhil çok daha az insana ihtiyaç olacak şekilde daraldığını görebiliyoruz. Fabrikalarda gelişen makinaları yönetenler bugün hala insan bedeni ve aklı. Ancak yarın bunları da yönetenlerin yine insan aklının ürettiği ama insan bedenine ihtiyaç kalmayan robotlar olmayacağının bir garantisi yok.

Teknoloji hızla gelişirken hayatımıza giren internet; hem kitle iletişim araçları ile insanların günlük iletişim biçimlerini, hem buna bağlı olarak gelişen ilişki biçimlerini hem de toplumların kalkınma biçimlerini hızla dönüştürmektedir. İnternetin var olması ve insanların hayatına bu denli hızla girişi klasik haklarla korunan hukuki değerleri de aşan bir pozisyon oluşturmuştur. Burada hemen belirtelim ki internetin temel bir insan hakkı mı yoksa temel insan haklarına erişim için bir araç mı olduğu halen daha tartışılmaktadır. Bu konuda ayrılan iki görüşü özetleyecek olursak; internete erişimi temel bir insan hakkı olarak gören hukukçular herkese parasız ve yeterli internet erişiminin sağlanması gerektiğini; bu hakkın günümüzde sağlık ve ulaşım hakları gibi temel haklarla eş değer olduğunu savunmaktadır. İnternete erişimin temel insan haklarına ulaşmak için bir araç olduğunu savunanlar ise dünya üzerindeki her insana parasız ve yeterli internet erişiminin alt yapısal olarak mümkün olmadığını, internet erişiminin doğrudan değil dolaylı bir hak olduğunu bu yüzden de temel insan haklarına erişmek için bir araç olduğunu ileri sürmektedirler.

2.İnternet Özgürlüğünün Diğer Özgürlüklerle İlişkisi Nedir? Ulusal/Uluslararası Mecrada Nasıl Koruma Altına Alınmıştır?

Hemen belirtelim ki internet özgürlüğüyle ilişkili birçok hak Anayasa’da, AİHS’de ve farklı ülkelerin anayasalarıyla çeşitli uluslararası anlaşmalarda yer almaktadır.

Düşünceyi açıklama ve telekomünikasyon özgürlükleri Anayasa’nın 25, 26, 28, 29, 30,31.maddelerinde yer almaktadır. Ayrıca 2010 Anayasa değişikliğiyle birlikte kişisel verilerin korunması da özel hayatın gizliliği maddesinin altında yer almıştır. Bununla birlikte AİHS’in “İfade Özgürlüğü” başlıklı 10.maddesi de şu şekildedir:

  1. Herkes görüşlerini açıklama ve ifade özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.
  2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı şekil şartlarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.

Düşünceyi açıklama ve bilgi edinme özgürlüğü

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dahil olmak üzere uluslararası alanda çalışma yürüten birçok sivil toplum örgütü ve yine etkisi tüm dünyaya yayılan çeşitli ülkelerin federal mahkemeleri açısından “düşünceyi açıklama ve bilgi edinme özgürlüğü” demokratik bir toplumun temel öğesi olmalıdır. Hemen belirtelim ki bu madde ile koruma altına alınan herkesçe kabul edilen görüşler değildir. Aksine, sert bir eleştiri yada yorum içerse de kişisel farklılıklarla geliştirilmiş ve ifade edilmiş her türlü kanaat demokratik bir toplum içerisinde kendine yaşam alanı bulmalıdır. Örneğin İstanbul’da gerçekleştirilen Trans Onur Haftası’nın İstanbul Valiliğince yasaklanması üzerine bu yasağa karşı dava açan LGBTİ örgütleri, yasağın sebebi olarak gösterilen “kamu düzenini bozma ve genel ahlaka aykırılık” kavramını tartışmaya açmış sonrasında gerçekleştirdiği basın açıklamalarında “Genel ahlak kimin ahlakıdır?” sorusunu yöneltmiştir.

Öyle ki bir kadının bir kadını / bir erkeğin bir erkeği sevmesi; sadece heteroseksizmin egemen olduğu bir toplumda onaylanmamaktadır. Ancak bu toplumun değer yargılarını oluşturan kişilerin kendisiyse herkesin cinselliğini istediği gibi yaşama hakkı olduğu da bir gerçektir. Dolayısıyla AİHS’in madde 10 ile koruma altına aldığı bu özgürlük; demokratik toplumda gereklilik ölçütü açısından ele alındığında oldukça önemlidir. Gereklilik ölçütü AİHM’in başvurularında kullandığı; “bir ihtiyaca cevap vermek için başvurulan araç ile ifade özgürlüğünü kullanan kişinin bu özgürlüğü arasında adil ve orantılı bir denge tutturan” zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacı baz alan bir kavramdır.

Unutmayalım ki eğer dünyada farklı görüşler olmasaydı insanlığın gelişim seyri de bu denli hızlı olmayacaktı. İnternet özgürlüğünün ifade özgürlüğü ile olan yakın ilişkisi tam da bu noktadan başlamaktadır. Düşünceyi açıklama ve bilgi edinme özgürlüğü, düşüncenin ve bilginin serbestçe açıklanmasıyla birlikte, açıklanan düşünce ve bilginin engellenmeksizin, başkalarına ulaşmasını da içerir. Bu özgürlükler günümüzde televizyon, radyo ve yazılı basın aracılığının yanı sıra en hızlı olarak internet ile yaygınlaşmaktadır. Bundan dolayı ifade özgürlüğünün kanalları olan düşünceyi açıklama ve bilgi edinme özgürlüğü ile internet özgürlüğü arasında yakın bir ilişki vardır.

İnternet özgürlüğü tanınmış klasik temel haklarla korunan değerleri günümüzde artık aştığından bu özgürlüğün kendine özgü ve temel bir hak olarak düşünmek ve düzenlemek gerekir. İnternet herkesin eşit oranda gönderici ve alıcı olmasını mümkün kılar. Hemen burada bu özgürlüğün çeşitli biçimlerde koruma altına alınmasının önemini vurgulamak için 2008 tarihli Almanya Federal Mahkemesi kararına bakmamız anlamlı olacaktır. 2008 yılında F. Almanya Anayasa Mahkemesi Kuzey Ren Vestfalya Eyaletinin Anayasayı Koruma Kanununun online aramaya ilişkin kurallarının iptali için açıldı. Anayasa şikayeti davasında teknoloji çağının temel özelliklerinden birisi olan bilgisayar sistemlerinin, demokratik ülkelerin hemen hemen hepsinin Anayasasında yer alan özel hayatın gizliliği, haberleşme özgürlüğü, konut dokunulmazlığı gibi klasik temel haklardan hiçbirisi tarafından tam anlamıyla korunmadığı açıklandı. Burada bir boşluk olduğu sonucuna varılmıştır. Mahkeme bu davanın sonucunda şimdiye kadar hiçbir Anayasada olmayan yeni bir temel hak yaratmıştır. Mahkeme bu temel hakkı, “das Grundrecht auf Gewaehrleistıng der Vertraulichkeit und Integritaet Informatıonstechnischer Systeme” (Enformasyon tekniği sistemlerinin Gizliliği ve Dokunulmazlığı Temel Hakkı olarak tanımlamıştır. Bu yeni hak Almanya’da enformasyon tekniği sistemlerinin belirleyici sistemi olarak bilgisayar alınarak (Computergrundrecht) “bilgisayar temel hakkı” olarak tanımlanmaktadır. Belirli koşullarda ve mahkeme kararı ile kısıtlanabilecek olan bu temel hakla neredeyse bir konuta dönüşmüş olan bilgisayarın dokunulmazlığının ve gizliliğinin sağlanması için önemli bir adım atılmıştır.

İnternet özgürlüğünün insan hakkı olarak uluslararası teamüllere dönüşmesinde Birleşmiş Millet Örgütü’nün de etkisi büyüktür.  Birleşmiş Milletler tarafından 4 Haziran 2011’de yapılan genel oturumda “temel bir insan hakkı” olarak tanımlandı ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne “3. Kuşak insan hakkı” olarak dâhil edildi. Ardından Avrupa Konseyi de 18 – 19 Nisan 2011 tarihleri arasında Strasburg’da “İnternet’in Evrenselliğini, Bütünlüğünü ve Açıklığını Korumak ve Geliştirmek” başlıklı kararıyla internet özgürlüğünü AİHS md.10’a dahil etmiş oldu. İlgili kararın 10.maddesi şöyle der: “Bir görevin taşıyıcıları olarak temel hakların ve vatandaşlarının özgürlüklerinin korunması ve birincil katılımcıların İnternetin kritikliğine ilişkin meşru beklentilerine ilişkin, devletlerin ulusal ve uluslararası alanda İnternet’le ilgili kamu politikasında kamu yararını koruma sorumluluğu vardır.” Karar, internet özgürlüğünün her türlü devlet müdahalesinden uzak bir biçimde güvence altına alınmasını bildirmektedir.

3.İnternet Özgürlüğünün Sınırları Neler Olmalıdır ve Sansür Nedir?

Tüm özgürlüklerde olduğu gibi internet özgürlüğünde de belli sınırlamaların olması meşrudur. Ancak bu meşruluk gücünü iktidarların/devletlerin gücünü korumasından değil, bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunmasından almalıdır. Hatta devletlerin bu özgürlüğü vatandaşlara sağlamak, internet özgürlüğü karşısında insan onurundan ve kişilik hakkından kaynaklanan kişisel verilerinin korunması temel hakkı ve bilgi edinmede özerkliğe ilişkin ödevleri vardır.

İnternet özgürlüğüne ilişkin yapılacak sınırlamalar kamu yararını sağlamak amaçlı olmalıdır ve hakkın özüne dokunmamalıdır. Öğretide egemen görüş her olayın somut koşullarına göre değerlendirilmesi gerektiği yönündedir, ancak bu değerlendirmeleri yaparken çeşitli kıstaslar mevcuttur. Kıstaslar geliştirilirken şu sorular sıkça tartışılmıştır;

-Devletin internet özgürlüğü sınırlamalarının sınırları var mıdır?
-İnternet iletişiminin genel engelleri nelerdir?
-Bir sınır olarak hakkın özü garantisi
-Bir sınırlama olarak devletlerarası saygı, dikkat ve itibar ödevleri
-Devletin koruma ödevleri

Unutmayalım ki bu özgürlüğe yapılacak devlet müdahalesinin nasıl olabileceği tartışılırken yasalarda sayılan münferit durumların dar yorumlanması temel esastır. Ayrıca bu sınırlamalar yargı tarafından sürekli denetlenmelidir.

AİHS’e göre hakların sınırlama noktaları üç ilkeye dayanır;  şekli sınır olarak bir yasanın bulunması, maddi sınır olarak müdahalenin haklı çıkarılması (meşruluğu) ve usuli öge olarak müdahalenin oranlılığı (ölçülülüğü).

Şekli olarak sınırlamanın bir yasa ile yapılması gerekmektedir. Yasanın sınır getiren kuralı, bir iletişim özgürlüğü sınırlamasının ne kapsamda sınırlanabileceği konusunda yeterli derecede belirgin ve net olmalıdır.

Oranlılık ilkesine göre ise devletin müdahale tedbirinin zorunluluğu da sürekli denetim altında olmalıdır. AİHM bu noktada oranlılığı yada ölçülülüğü gerekçelendirmek için “pressing social need” ilkesinden söz etmektedir. Başta da bahsettiğimiz gibi “zorunlu toplumsal ihtiyaç ilkesi” devletin müdahale yetkilerini değerlendirirken önemli bir etmendir.

Hemen tüm modern Anayasalarda yer alan haklar çekirdek garantisi içerirler. Bu koruma internet özgürlüğü için de geçerlidir ve bu özgürlüğün devlet yada özel kişiler tarafından müdahale edilerek çekirdeğin içinin boşaltılmasına sebebiyet verilmemesi sağlanmaya çalışılır. Demek ki toplumsal ihtiyaç ilkesini belirleyecek olan merciler ulusal mercilerdir, çünkü her ülkenin Anayasası farklı hak ve özgürlüklere farklı sınırlamalar getirmiştir. Temel haklar Anayasada ne kadar güçlü garanti edilmişse temel hakla korunan çekirdek de o derece geniş tutulmuş olacaktır.

Bu temel ilkelerle birlikte;

  • Uluslararası saygı ödevi (devletlerin devletler hukuku bazında başka ülkeleri etkileyecek kararlar almaması),

  • Müdahale etmeme yetkisi (herhangi bir devlet müdahalesinin başka bir ülkenin iç işlerine etki etmemesi),

  • Tedbirli davranma ilkesi (devletlerin internet özgürlüğünü yasaklama yoluna gitmeden önce gerekli tedbirleri alarak bu özgürlüğün özüne zarar vermeden düzenleme yapmak zorunda olması),

  • Birlikte çalışma ilkesi ve

  • Sorumluluk ilkesi de sınırlandırmalar yapılırken göz önünde tutulmalıdır.

İşte bu ilkelere riayet edilmeden sadece hükümetlerin politikalarına göre özgürlüklerin kısıtlanmasını sansür olarak dile getiriyoruz.

4.Türkiye’de Sansür Uygulamaları

Daha önce de dile getirdiğimiz gibi internet, yüzyılın kitle aracı olarak ifade özgürlüğünün en yaygın ve en özgür kullanılabilen aracıdır. Türkiye’de devletin internet üzerindeki uygulamaları gittikçe ulusal ölçekte interneti özgürlük alanından sansür alanı haline çevirmiştir.

28 Mayıs 2003 tarihli Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nde kabul edilen “İnternette İletişim Özgürlüğü Deklarasyonu” bu sansür uygulamalarının hukuka aykırı olduğunun temel bir kanıtıdır. Söz konusu deklarasyona göre internet ortamındaki yayınlar bakımından İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin (AİHS) 10’uncu maddesinin 2’nci paragrafında yer alan tedbirlere bağlı kalmak kaydıyla, devletler kendi iç hukuk düzenlemelerinde internet ortamındaki yayınlar için yasal düzenleme yapabilirler. Ancak buradaki temel nokta getirilecek her sınırlandırmanın ifade özgürlüğünün korunması amacıyla yapılması gerekliliğidir.

Ülkemizde internet özgürlüğü hukuki bakımdan derli toplu bir düzene sahip değildir. Böylelikle herkesin temel hak ve özgürlüklerini korumak adına görev yapması gereken kamu görevlilerinin interneti sınırlandırma işlemi denetlenememektedir. Hesap sorulamayan sansür uygulamalarının sonucu hep daha ağır sansürlerle devam etmektedir.

Söz konusu deklarasyonun ilk prensibine göre “Üye devletler, internet üzerindeki içeriği diğer içerik dağıtım araçlarına uygulanandan daha fazla bir sınırlamaya tabi tutmamalıdırlar.”  Dolayısıyla temelde servis sağlayıcıları internet özgürlüğünün önünü açan bir araç olması gerekirken Türkiye’de tam tersi olarak uygulanmaktadır. Devlet, servis sağlayıcıları eliyle sansürü uygulamaktadır.

13 Mayıs 2005 tarihli Bilgi Toplumunda İnsan Hakları ve Hukukun Üstünlüğü Hakkındaki Bakanlar Komitesi Bildirgesi’ne göre;

“İletişim ve bilgi teknolojileri herkese ifade özgürlüğünü kullanabileceği emsalsiz olanaklar sağlamaktadır. İletişim ve bilgi teknolojileri aynı zamanda bu özgürlüğe devlet ve özel sansür gibi birçok ciddi meydan okuma vaziyetindedir. İfade, bilgi ve iletişim özgürlüğüne elektronik ortamda elektronik olmayan ortamda olduğu gibi saygı gösterilmelidir. AİHS madde 10’da belirtilen sınırlama nedenlerinden başka bir sınırlandırmanın konusu olmamalıdır.

Bunun basit açıklaması iletişimin elektronik biçime taşınmasıdır. İfade özgürlüğünün temini için, üye devletler, ırkçılık, ırk ayrımcılığı ve çocuk pornografisi gibi yasal olmayan içerikle mücadele için iletişim ve bilgi teknoloji yolu ile ona bağlı olarak işlenen suçlara eşit olarak uygulanabilecek ulusal düzenlemeleri sağlamalıdır. Üye devletler, devlet ve özel sansüre engel olmak için yasal ve uygulanabilir önlemleri sağlamalı ve geliştirmelidir.”

Görüldüğü üzere bildirgede devletlerin müdahalesine karşı duruş çok açıktır.

Ancak Türkiye’de var olan kanunlar hiç de bu bildirgedeki müdahalelere yönelik sınırlandırmalara uygun değildir.

Türkiye’de internet ortamında yapılan ve içerikleri suç teşkil eden yayınlar bakımından 5651 sayılı kanunun kabul ediliş amacı; çocukları, gençleri ve aileleri internet ortamındaki zararlı yayınlardan korumak amacı ile hazırlanmıştı. En azından kamuoyuna bu şekilde lanse edilmişti. Bu kanun kaliteli bir hazırlık sürecinden geçmedi ve internet özellikleri ve bu ortamındaki yayınlar temel alınmadı.

Ayrıca İnsan Hakları İzleme Örgütü 6527 sayılı Kanun ile değiştirilen 4.5.2007 kabul tarihli 5651 sayılı “İn­ter­net Or­tamın­da Yapılan Yayınların Dü­zen­len­me­si ve Bu Ya­yın­lar Yo­luy­la İş­le­nen Suçlar­la Mü­ca­de­le Edil­me­si Hakkın­da Ka­nun”un da esas amacının sansür olduğunu ve uygulandıkça daha fazla soruna sebep olacağını dile getirmiştir. Yasa ile TİB’e verilen üst verilerin muhafazası; bu sayede kurumun insanların internet kullanımını doğrudan gözleme ve izleme yetkisi internet özgürlüğünün hukuka aykırı bir şekilde kısıtlandığının açık kanıtıdır. Örgütün kıdemli Türkiye kıdemli araştırmacısı Emma Sinclair-Webb ise “Bu düzenlemeler Anayasa’da korunan ve uluslararası hukuk tarafından güvence altına alınan temel hakları ihlal ediyorlar ve dolayısıyla iptal edilmeleri gerekiyor” diyerek itirazını dile getirmiştir.

5.Google Servislerinin ve YouTube’un Erişime Engellenmesi Sorunu

1998 yılında Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde kurulmuş olan Google uluslararası ve halka açık bir internet araması ve reklamcılık şirketidir. Dünya üzerinde 1 milyondan fazla bilgisayar sunucusu kullanarak tüm internet trafiğini yönlendirmekte, bir gün içerisinde 1 milyardan fazla internet arama talebine cevap vermektedir.

YouTube’un Türkiye’de kullandığı 44 IP’nin birçoğu Google’a aittir. 2006 yılında başlayan erişim engellemesi sonrası Google kendisine ait bazı IP’leri YouTube’a tahsis ederek YouTube’u Türkiye’de tekrar erişime açmaya çalıştı. BTK bu duruma müdahale ederek YouTube’a tahsis edilen IP’leri de yasak kapsamına aldı. Bu müdahale sonucunda Google’ın Translate, Maps, Docs, Code ve Analytics gibi bazı servisleri çalışamaz hale geldi. Bu da kamuoyunda Google’ın yasaklandığı algısını oluşturdu. BTK yaptığı basın açıklamasıyla, hakkında erişim engelleme tedbiri uygulanmamış Google’ın hizmetlerinin erişimlerinin engellendiği yönünde yapılan haberlerin gerçeği yansıtmadığını belirtti.

Sorunun http://www.youtube.com’a erişim amacıyla kullanılan ve engelleme tedbiri kapsamında IP adreslerinin güncellenmesinden ve bu IP adreslerinin arkasında farklı şirketlere ait alan adı veya çeşitli hizmetlerin barındırılması olduğuna vurgu yaptı. Google ise bu konuyla ilgili, “Google’ın servislerine Türkiye’den erişimde yaşanan sıkıntıların, sürmekte olan YouTube erişim yasağıyla bağlantılı olduğu belirlenmiştir” şeklinde bir açıklama yaptı.

Erişim engellemesi ve vergi sorunu birbirinden bağımsız iki ayrı konudur

Google servislerine Türkiye’den erişiminin engellenmesi sorunun temelinde 5651 no’lu yasa ile YouTube’a erişimin yasaklanması vardır. Hatırlayacağımız üzere 17 Aralık 2014 yılında ortaya çıkan hırsızlık olaylarından hemen sonra MİT Başkanı ve Dışişleri Bakanı gibi önemli siyasi öznelerin de içinde olduğu bir takım ses kayıtları YouTube üzerinden yayınlandı. İşte bu olaydan sonra BTK hükümet aleyhine gerçekleşen her türlü olayda YouTube, çeşitli haber siteleri, Twitter ve Facebook gibi sosyal paylaşım ağlarının erişimini engellemektedir. Bu sansürün de “YouTube vergisini ödemedi” gibi spekülasyon haberlerin yayılmasını sağlayarak üstünü örtmektedir. Oysa erişim engellemesi ve vergi sorunu birbirinden bağımsız iki ayrı konudur. Erişim engellemesi fikir özgürlüklerini, vergi konusu ise Maliye’yi ilgilendirmektedir.

Türkiye’deki sansür uygulamaları bahsettiğimiz şekillerde yaygınlaştırılmaya çalışıldıkça internet özgürlüğünü kullanmak isteyen kişiler alternatif yollar üretmeye devam edecektir. Hangi alanda olursa olsun ifade ve düşünce özgürlüğü çeşitliliğinin yok edilmeye çalışmasının sonucu hep başka biçimlerde ve özelliklerde yeniden doğuşa çıkar. Bu da sunumun başında belirttiğim üzere insanlığın biriktirerek ilerlemesinin sonucudur. Demokratik devletlere düşen bu çeşitlilikleri sansür yoluyla bastırmaya ve yok etmeye çalışmak değil, internet özgürlüğünü herkesin en yaygın biçimde kullanmasını sağlayacak düzenlemeler yapmak olmalıdır.


Kaynakça:

Av. İlke Acar

İnternet ve Bilişim Hukuku

5651 sayılı kanunbtkerişime engellemeinternet özgürlüğüİnternet Özgürlüğü ve Sansürkişisel verilerin kullanılmasısansürTİBtürkiyede erişim yasağıyoutube yasağı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


İletişime Geç
close slider

WhatsApp chat