Halkçı tıbbın kurucusu, kiliseye tehdit, feodalizme bela, kapitalizme tehlike: Kim bu cadılar?

8 Mart Dünya Kadınlar Günü eylemleri yasaklanıyor. Belli ki cadılar hala yaşıyor. Onca avlanmaya, katledilmeye, işkenceye rağmen… Kadın olmanın “cadı” ilan edilmeye yettiği Ortaçağ’dan bugüne yaşam, statü, iş, ekmek, cinsellik ve bedenleri için mücadele veren kadınların sonraki nesillere aktardığı direniş kültürüne saygıyla…

‘Geceleri süpürgelerine binip uçan, şeytanın toplantısına katılan, birbirlerine büyücülük öğreten’ cadılar kim? Tıbbı geliştiren, kilisenin ahlak kurallarına uymayan, isyan eden, normlara uymayan kadınlar… Hem feodalizmin hem kapitalizmin; hem kilisenin hem burjuvazinin; kurucusu oldukları halkçı tıbbı ve halk hareketlerini tasfiye etmek istediği kadınlar… Cadı avları ile bedenleri, emekleri, cinsellikleri devletin ve sermayenin denetimine sokulan kadınlar…

Suçlama oydu ki cadılar “büyücüydü”. Yani doğum yardımı yapıyor, gebeliği önlüyor, erkekleri tahrik ediyor, tanrıya küfür ediyor, dini inkar ediyor, politik kışkırtmalarda bulunuyor, örgütleniyordu. Önceleri “erkeksiz”, dul ve yaşlı kadınlardı. Kurucusu oldukları halk tıbbının öznesi ve taşıyıcısıydılar. Yalnızca onlar değil 13. ve 17. yüzyıllar arasında otoriteyle uyumsuz olan tüm kadınlar cadı damgası yedi. Öyle ki sonunda bir kadına “cadı” demek için suçlamanın ne olduğu bile önemsizleşmeye başladı.

Cadı avları ile kadının bedeni, emeği, cinselliği devletin ve sermayenin kontrolüne geçirilmeye başlandı. Avrupa’da 14. yüzyılda başlayan cadı davaları, 15. yüzyılda kadınların “kışkırttığı” halk ayaklanmaları ile birlikte arttı. 16. ve 17. yüzyılda ise toplu infazlar yapıldı. Yaklaşık iki yüz bin kadının cadılıkla suçlandığı ve neredeyse tamamının öldürüldüğü, hapishanelerde öldüğü veya işkenceler nedeniyle kendilerini öldürdükleri düşünülüyor. Cadılıkla itham edilenlerin yüzde 85’inin kadın olduğu, diğerlerinin ise cadıların eşleri ya da çocukları oldukları biliniyor.

Şifa verdiler

İngilizcesi “witch” olan cadı kelimesinin kökeni “wise”. Yani “bilge”. İlkel toplumlarda toplayıcılık yapan kadın, doğanın bilgisine hakim olmaya başlamıştı. Topladıkları ile şifa verici hale gelen kadın, özel bostanlar ekiyor, tıbbı geliştiriyor ve bilgiyi yeni kadın nesillere aktarıyor, saygınlık kazanıyordu. 13. yüzyıldan itibaren ise bu bilge kadınlar cadı oluverdi. Cadılar insan bedenini, otları, nesneleri kurcalıyordu. Kiliseyse hastalığı “günah” sonucu tanrının verdiği bir ceza olarak niteliyordu ve onun tedavisini bulmaya çalışmak olsa olsa “küfür”dü. Bedenin bir makineden ibaret olduğu, ruhun, batılın öncelikli olduğu inanç dünyası için bedeni incelemek, onun verdiği tepkileri araştırmaktan daha tehlikeli ne olabilirdi? Hele bu beden yoksulların ve kadınların bedeniyse…

Üstelik cadılar, okuryazar bile değil, “cahil”di. Kilisenin desteklediği okumuş erkekler olan doktorlara sosyal statü kazandırmak için de bu cahillerin suçlulaştırılması, gördükleri saygının ellerinden alınması gerekti. Doktorlar soyluları tedavi ediyordu. Kilise karşıtı krallıklar eril tıbbı kurumsallaştırıyordu. Kiliseye de onun yolunu açmak kalıyordu. Erkek doktorlar bile, 13. yüzyılda günah çıkarmaya rıza göstermeyeni tedavi edemiyor, 14. yüzyılda ruha zarar vermeden tedavi etmeleri şart koşuluyordu. Bu hadsiz kadınlara da ne oluyordu?

Ahlaksızlık yaptılar

“Cadıların cinsel ilişkiye ve gebe kalmaya sirayet edebilmesinin yedi yolu vardır: Birincisi erkeklerin zihnini aşırı tutkuya yöneltmek, ikincisi onların üreme güçlerini ellerinden almak, üçüncüsü bu işi gerçekleştiren uzvu ortadan kaldırmak, dördüncüsü erkekleri hayvanlara çevirmek, beşincisi kadınların üreme güçlerini ellerinden almak, altıncısı kürtaj yapmak ve yedincisi şeytana çocuk kurban etmek…” (Molleus)

Cadılar “beden”le uğraşıyorlardı. Kilise onların şeytanla sevişip, zevk aldıklarını sonra bu zevki erkeklere de taşıdıklarını söylüyordu. Cadılar, hem sevişiyorlar, hazzı ve arzuyu biliyorlar hem de gebeliği önlüyorlardı. Doğururken acı çekilmesi gerektiğini söyleyen kiliseye rağmen, sancıyı azaltan ilaçlar buluyorlardı.

İktidarların “döl yatağı”ndan ibaret olmasını istediği, yeniden üretim için ihtiyaç duyduğu kadın bedeni, cadıların bilgisi ile erkeklerin değil kadınların denetimindeydi. İşte onlara “cadı” demek için bir neden daha…

İsyan ettiler

15. yüzyılın sonlarındaki “toprak çitleme”ler, feodalizmin yıkılması ve kapitalizmin gelişmeye başlaması sınıf mücadelesi tarihi için dönüm noktasıydı ancak kadınlar için ayrıca anlamı vardı.

Para ilişkisini ortaya çıkaran çitlemeler, üretimin yeniden üretimden koparılması anlamına geliyordu. Halk mülksüzleşiyor, kadınlar bakım emeğine mahkum ediliyor ve hiç ücret almayan işçiler olarak yoksul halkın içinde daha da yoksul bir sınıfı oluşturuyordu.

Toprakların çitlenmesi ile “ortak alan”lar da yok oldu. Kadınların doğanın bilgisini birbirleri ile paylaştıkları, sosyal yaşama katıldıkları alanlar yitirilmişti. Daha az toprağa sahip olan kadınlar için bu ortak alanlar oldukça önemliydi.

Tarımın ticarileştirilmesiyle verim artmış ancak erişim azalmıştı. Yiyecek isyanlarını başlatanlar da kadınlar oldu. Hatta 6 isyan sadece kadınlar tarafından gerçekleştirildi. Ve tabii onlar da cadı oluverdi. Hatta ete erişimin de iyiden iyiye imkansızlaştığı 16. yüzyılda bu cadıların geceleri dolaşıp karınlarını inekle doldurdukları bile söyleniyordu.

Kapitalist düzenin büyüye karşı olmasının bir nedeni daha vardı. Günlük hayatlarını büyüye göre ayarlamaları gerektiğini düşünen bir proletarya ile iş disiplini kurulamazdı. Büyücü kadınlara kapitalizm aşkına da cadı denmeliydi.

Cadı avına son(?)

Cadılar, Katolik ve Protestan kiliseleri için de burjuvazi için de tehlikeydi. Feodalizm de kapitalizm de kadınların kurucusu olduğu halkçı tıbbı ve halk hareketlerini tasfiye etmek istiyordu. Bunların neden olduğu cadı avına, kadın bedeni ve emeği denetim altına alınarak 17. yüzyılda son verildi. Tabii cadıların artık yaşamadığına inanırsak…

Kadın HaklarıMakaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


İletişime Geç
close slider

WhatsApp chat